PAQUES 2008

PAQUES 2008
BONNE FETE DE PAQUES !

# Posté le lundi 24 mars 2008 19:17

PÉTITION EN FAVEUR DU PEUPLE ASSYRO-CHALDEEN-ARAMEEN-SYRIAQUE D IRAQ

SVP ENVOYER CE TEXTE A TOUS VOS CONTACTS !!!


La situation ne peut durer ainsi en Iraq, il est temps pour la communauté internationale d agir.

Les conséquences actuelles des guerres sont très graves :

* Les meurtres et agressions sont quotidiens : ils touchent principalement les prêtres et les enfants, des menaces leur sont faits et des vidéos circulent mêmes dans les boites pour les terroriser, et les obliger à se convertir ou à quitter immédiatement l'Irak sous peine de subir le même sort que les personnes montrées dans les enregistrements vidéos.

* Les églises chrétiennes sont brûlées, incendiées ou victimes d'attentats comme à Bagdad, le peuple Assyro-Arameo-Chaldéo-Syriaque d Iraq perd chaque jour un peu plus de son droit religieux.

* Les femmes et jeunes filles ne peuvent plus sortir, soit par peur d'être kidnappées et les demandes de rançons sont très élevées, soit par peur de se faire brûler voire gazer à l'acide, et sont même obligées de porter le voile.

* Les jeunes ne peuvent plus poursuivre leur scolarité correctement, encore une fois par peur des attentats.

* Les commerces sont pillés, victime aussi d'attentats : ils sont donc contraint de les fermer, ils ne peuvent plus travailler et subvenir aux besoins de leur famille.

* Du seul fait de leur religion chrétienne, le peuple Assyro-Chaldéen-Syriaque et les Arméniens d'Iraq sont considéré comme " complice des USA et du gouvernement de BUSH ".

* Les Conditions de vies sont rudes et extrêmes : problèmes alimentaires, manque de provisions, manque d'eau (l'eau n'est pas potable dans certaines zones ou difficile d'accès dans certains quartiers).


CONSÉQUENCES :

Le peuple Assyro-Arameo-Chaldéo-Syriaque est obligé d'abandonner leur maison

ET DONC CONTRAINT A L'EXIL,

QUITTANT LEUR PAYS, LEUR TERRE NATALE ET ANCESTRAL.



La communauté internationale doit prendre ces responsabilités face à cette guerre

NOUS DEMANDONS DONC LA PROTECTION DU PEUPLE ASSYRO-ARAMEO-CHALDEEN-SYRIAQUE D'IRAQ
ET DONC LA CRÉATION D'UNE ZONE DE SÉCURITÉ

Ces peuples chrétiens qui espèrent seulement à un avenir de Paix dans leur Iraq,

Une mosaïque ethnique et culturelle digne de ce nom.

Aidez nos peuples chrétiens qui ont besoin de vous !!


Les Chrétiens d'Iraq on besoin de nous, et nous ici en france, nous
avons aussi besoin d'eux!!!

L'Irak sans les Chrétiens, n'est pas l'Iraq!

Le Christianisme sans les Chrétiens d'Iraq, est un christianisme sans oxygène.



CELA NE TIENS PLUS QU'A VOUS !!!!!

ON COMPTE SUR VOUS

MERCI D'AVOIR PRIS LE TEMPS DE LIRE CES QUELQUES LIGNES!!

Voici le site web qui vous permettra d'accéder à la pétition:

http://www.soschretiensdirak.com/petition


Un forum est également en place:

http://www.soschretiensdirak.com/forum

Parlez en autour de vous, et surtout faites la signer à un maximum de personnes!! (De plus, il est important de vous précisez que les mineurs ne peuvent la signer car la pétition ne sera pas valide du point de vue juridique! )


Donc, pour que la pétition ait un impact, faite suivre ce mail à tous vos contacts!


Fraternellement l'Equipe SOS CHRETIENS D'IRAK/D'ORIENT



Contacts:

06.30.86.91.87

soschretiensdirak@web-editions.net


# Posté le jeudi 20 mars 2008 14:19

turc musulman converti au christianisme

turc musulman converti au christianisme
Témoignage de Zinnur trouvé sur internet. (Désolée j'ai pas la traduction)

1969 İstanbul doğumluyum. İlköğrenimimi İstanbul, orta ve lise eğitimimi Adapazarı'nda tamamladım. Halen Açıköğretim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünde eğitimime devam etmekteyim. 10 yıldır bilgisayar firmalarında değişik branşlarda ve alanlarda çalıştım. Şu anda bir İSP (İnternet sağlayıcı fırma) 'de çalışmaktayım.

İslamı yaşayan bir ailede büyüdüm. Hatta babam değişik zaman ve yerlerde resmi cami imamlığı yaparak hafızlık derecesinde dini eğitim görmüş birisidir. Ben ve diğer kardeşlerim aileden gelen dini eğitimimizin üzerine bir de yaz sonlarında gittiğimiz kurslarla ve ilk okuldan sonra gittiğim bir sene süren yatılı okul aracılığı ile rabıta derecesinde İslami bilgiye sahip oldum. Lise eğitimimi bitirinceye kadar İslama dayalı bilgi ve görgü kuralları çerçevesinde Müslümanlığı koyu bir şekilde yaşadım.

1988'de liseden sonra İstanbul'a gelerek iş ve okul hayatıma burada devam ettim. Rab İsa ile ilk tanışmam burada oldu. Bir gün Beyoğlu'nda gezerken meraktan Saint Antuan adlı bir kiliseye girdim. Bu hayatımda girdiğim ilk kiliseydi. İçeri girdiğimde biraz çekingenlik, korkaklık ve heyecan doluydum. İlk defa karşılaştığım böyle bir ortamda, benim gibi ziyaretçi insanlar vardı. Fakat, kadını erkeği, yaşlısı genci, çocuklu aileden bekar gencine ve sevgililere varıncaya kadar değişik dünyalardan insanlar bir arada dua ediyor, mum yakıyor, sessiz zaman geçiriyor ya da hayran hayran benim gibi diğer insanları süzüyordu. Bir ibadethanede hayatımda görmediğim sevgi ve saygı ile birbirlerini selamlıyor gülümsüyorlardı. O güne kadar insanlar ve karakterleri üzerine uzun gözlemler yapmış, artık yanılmamayı öğrenmiştim. Ve oradaki insanlarda maskesiz, saf, doğal yüzler gördüm. Bu beni çok etkilemişti. Ben de diğer insanlar gibi boş sıralardan birisine oturup hem gelenleri inceliyor hem de hayatımı gözümün önünden geçiriyordum. Ama bir türlü o anda yakaladığım mutluluk ve sevgi ruhuna benzer bir an hatırlayamıyordum. Kendimden geçmişim. Aklım başıma geldiğinde dua etiğimi farkettim, tabi ki İslami şartlarda. O güne değin duymadığım ilahi bir mutluluk içimi sarmıştı.

Toparlanıp çıkış kapısına doğru yöneldim. Dış kapıdan çıktıktan sonra bahçeye geçmek için 2-3 basamaklık merdivenden inmek gerekiyordu. Merdivenlerden indiğimi çok iyi hatırlıyorum ama ayaklarım yere basmıyordu. Havada dolaşıyordum sanki. İnsanlara bakıyor onlara, herkese sevgimi ve mutluluğumu haykırmak istiyordum.

Bu olayı yaşadıktan sonra içimde sürekli oraya tekrar gitme duygusu hakim olmuştu. İkinci gidişimde de noktası virgilüne kadar yukarıda yaşadıklarımın aynısını yaşadım. Bu böyle bir süre devam etti. Yine birgün Saint Antuan kilisesinden çıkarken kapıda, daha önce çalıştığım gazetenin yazı işleri müdürü ile karşılaştım. Kendisini iyi tanıdığımdan samimiyetimizin verdiği rahatlık ile buraya neden geldiğini sordum. Bir haber için bilgi almak maksadı ile burada olduğunu cevabını verdi. Kendisini tanıdığım ve daha önce de misyonerlere yönelik anti çalışma yaptığını bildiğimden hiç şaşırmadım. Çünkü kendisi koyu bir islami aileden geliyor, hristiyanlara karşi her türlü baskıcı habere imza atmaktan çekinmiyordu.

Kendimin orada bulunma maksadını da "huzur bulduğum için" şeklinde açıkladım. Bana Salı günleri saat 11'de Türkçe ayin olduğunun bilgisini verdi ve ayrıldık. Daha sonra ayda enaz bir kere salı günleri buraya gelip bu törenlere katılıyor bu huzurun kaynağını bulmaya çalışıyordum. Bu olaylardan bir sene sonra tekrar eski çalıştığım gazetenin yazi işleri müdürü ile başka bir yerde karşılaştık. Bana her zamankinden farklı göründü. Daha sıcak, huzur verici ve yakın olduğu imajını verdi. Samimi olduğunu hissettim. Sohbetin ilerleyen zamanlarında hala o kiliseye gidip gitmediğimi sordu. Ayda enaz bir kere uğramaya çalıştığımı söyledim. Neden sevindiğine o an anlam veremedim. Beni başka bir yere davet etti. Orasının da bir kilise olduğunu ve Pazar günleri toplantı olduğunu söyledi ve kendisinin de orada olacağını ekledi. Pazar günü verilen adrese gittiğimde içimden yanlış bir adres olduğu kanaati geçti. Çünkü Tünel'de bir Konsolosluğu'nun bahçesinde küçük bir binaydi burası. Ve içeriden müzik sesleri yükseliyordu. Medeni cesaretimi toplayıp kapıyı araladığımda yanlış bir yer olduğuna kesinlikle kanaat getirdim. Çünkü insanlar müzik eşliğinde dans eder gibi davranıyorlardı. Bir kilise olamayacağını düşünerek araladığım kapıyı kapatıp arkamı döndüm. Bu sırada kapıdan birisi çıkıp beni içeriye davet etti. Meraklı ve eski bir gazeteci edasi ile daveti geri çevirmedim.

İçeriye girdiğimde şaşkınlığım on kat belki de yüz kat artmıştı. Gözlerime inanamıyor içerisinin sıcaklığından buğulanmış gözlüklerim şaşkınlığımı gizleyemiyordu. İnsanlar dans eder gibi hareketlerle gitar, piyano, darbuka ile müzik eşliğinde İsa, Tanrı, Baba, halleluya, hamdolsun gibi kelimelerin geçtiği sonradan ilahi olduğunu öğrendiğim şeyler söylüyorlardı. Ençok şaşırdığım şey koyu Müslüman olan eski yazı işleri müdürümün de orada onlarla beraber olmasıydı. Eski müdürümün orada bir haber için bulunduğunu düşündüm. Oradakilerin de sapık bir tarikat. Ama öyle olmadığını toplantı bitiminde birisi bana açıklamaya çalıştı. Bu kişi o kilisenin önderiydi. İslami birikimime dayanarak kendisine zor sorular sorup köşeye sıkıştırmaya çalışıyordum. Konuşması, Türkçeyi kullanma tekniği, karşısındaki insanı incitmeden seçerek kullandığı sözler, beni dinlemesi, ve sevgi ile sorularımı cevaplaması beni şaşırttı. Üstelik benim bugüne kadar güvendiğim İslami bilgim onun bilgisi yanında çok sönük kalıyordu. Kim olabilirdi bu adam--İslamı bu kadar iyi bilen ve arapça ayetler ile sözlerini tamamlayıp Kur'anı yorumlayan? Şaşırdım. Ve öğrendim ki İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyati mezunu ve bir zamanlar bir çok tarikatte saygın bir yeri olan din adamıymış. Sonradan Hristiyanlığı seçmiş.

O günden sonra her hafta sonu oraya gidiyor, hafta içinde de bana hediye edilen İncil'i okuyarak Kur'anla karşılaştırıyor, zayıf ya da anlamsız gördüğüm yerlerin altını çizerek bunların müzarekesini yapmaya çalışıyordum. Onca birikimime karşın kendimi İslam konusunda o kadar cahil hissediyordum ki durmadan Kur'an okuyarak ve din adamlarından bilgi alarak bu açığımı kapatmaya calışıyordum. Ne kadar güçlü deliller ve Hristiyanlığı aşağılayıcı o kadar çok bilgiyi önlerine yığsam da hepsini tek tek yumuşak huylulukla ve kesinlikle bir baskıcı ortam yaratmadan, bıkmaksızın sorularımı yanıtlıyorlardı. Buna şaşırıyordum. Kendilerine ben sizi sevmiyorum, siz benim düşmanım sayılırsınız diye gözlerinin içine bakarak söylesem de onlar daima, beni sevdiklerini söylüyorlar ve korkmuyorlardı. Çünkü kendilerini şikayet edebilirdim, kötülük yapabilirdim, o yıllarda hristiyanlığa karşı, her türlü medyada, aleyhlerine birşey görmek mümkündü. Kamuoyuda bu insanlara hoş bakmıyor fırsat bekleniyordu.

Böylece tam dört yıl geçti. Bu zaman içinde onların bana olan sevgilerini, gösterişlerini, maskelerini ve kişiliklerinin karakter analizlerini herşekilde test ettim ve denedim. En ufak bir olumsuz durum sezinlemedim. Bu arada yüreğimde onlara karşı olan düşmanlık kalkmış dostluk ve arkasından sevgiye dönüşen Tanrısal bir kardeşlik bağı oluşmaya başlamıştı. Her konuda kesinlikle emindim ki Tanrı bu insanların içinde capcanlı yaşıyor, onlar aracılığı ile bana konuşuyordu. Kesinlikle ve hayatım pahasına Rab İsa'yı kabul etmiş, O'nun Tanrı'nın bir armağanı olarak bizi kurtarmaya geldiğini, ve bizim günahlarımız uğruna canını verdiğine inandım. 1994 Mayıs ayının 15'inde O'nunla evliliğimin göstergesi olan vaftizimi olarak İsa'nın ailesine katıldım. Hamdolsun ki O beni seçti ve o kadar reddetmeme karşın O beni terketmedi.

Bütün insanlari bir kere olsun İsa'nın hayatını görmeye ve incelemeye davet ediyorum. Kaybecekleri hiç birsey yok, ama kazanacaklarını ölçecek bir ölçü birimi de yok.

Her türlü sorularınız ve yorumlarınız için bana yazabilirsiniz: zinnur@hotmail.com
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le mercredi 19 mars 2008 07:54

Pourquoi faut-il aller à la messe?

Pourquoi faut-il aller à la messe?
Celui qui dit qu'il aime quelqu'un et ne veut pas aller le voir, on pensera qu'il ne dit pas la vérité ? Est ce possible qu'un homme dit "je ne veux pas voir ma fiancée mais je l'aime mais je suis amoureux non pratiquant" ? où est la logique ?

C'est Jésus lui-même qui nous a invité à "faire cela en mémoire de lui" et à se "nourrir du pain de vie".

Car la messe est le lieu de rencontre privilégié avec Dieu, le moment où par les mains du prêtre, Jésus se fait présent dans l'hostie. C'est ici que se renouvelle l'alliance entre Dieu et les hommes.

Depuis les origines du christianisme, les chrétiens se réunissent chaque dimanche pour « faire mémoire » de la Résurrection du Seigneur, ils continuent ainsi d'observer cette première alliance donnée à Moïse, le 2ème commandement qui demande de sanctifier le jour du sabbat : en s'arrêtant de travailler un jour par semaine pour le louer et « se reposer en Dieu ».
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le mercredi 19 mars 2008 07:50

En mémoire à Mgr Paulus Faraj Rahho (prêtre chaldéen assasiné)

En mémoire à Mgr Paulus Faraj Rahho (prêtre chaldéen assasiné)
Le 29 février, à Mossoul en Irak, des hommes armés surgissent à la sortie de la messe, kidnappent Mgr Paulos Faraj Rahho, archevêque chaldéen de Mossoul, et tuent sur place son chauffeur et ses deux gardes du corps.

Le 13 mars, Mgr Paulos Faraj Rahho a été retrouvé mort dans les environs de cette grande ville du nord de l'Irak. Les ravisseurs l'avaient enterré.

# Posté le samedi 15 mars 2008 15:04

Modifié le samedi 15 mars 2008 15:33